Hatay Türkiyeye ne zaman bağlandı? Hatayın tarihi Aziz dizisiyle…

Hatay 1516 yılında Osmanlı Devleti toprakları arasına katıldı ve Anadolu’nun bir parçası olarak görüldü. Ancak, 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara İtilâfnamesi ile millî sınırlar dışın da bırakılmak zorunda kalındı. Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin bir parçası olan Hatay’ın Türkiye’ye bağlanması için ise oldukça çaba sarf edildi. İşte Hatay’ın tarihine ilişkin ayrıntılar…

HATAY TÜRKİYE’YE NE ZAMAN BAĞLANDI?

Hatay’ın Türkiye’ye bağlanması kademeli olarak gerçekleşti. Öncelikle Fransa ve Suriye’den ayrılarak 2 Eylül 1938 tarihinde Hayat Devleti kuruldu. Sonrasında ise Fransa ile 23 Haziran 1939 tarihinde Hatay’ın Türkiye’ye bırakılmasına ilişkin anlaşma imzalandı, aynı gün Hatay Meclisi Türkiye’ye ilhak kararı aldı.

61eab415ae298b9ee0101dd1

HATAY’IN TARİHİ

Hatay, 1516 yılında Osmanlı egemenliğine girdi ve Anadolu’nun bir parçası olarak yüzyıllar boyunca birçok halktan insana ev sahipliği yaptı.

Milli Mücadele döneminde oluşan olağanüstü şartlar neticesinde Misâk-ı Millî sınırları içinde kabul edilen Hatay, Fransa ile savaşın durdurulması amacıyla 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara İtilâfnamesi ile millî sınırlar dışın da bırakılmak zorunda kalındı.

Fakat, TBMM Hükümeti, bu antlaşmaya Hatay Türklerinin menfaatlerini koruyacak ve bölgeye özerklik verilmesi için gerekli zemini hazırlayacak özel hüküm koydurmayı ihmal etmedi. Bu hüküm, bölgedeki Türklerin benliklerini koruyup Türkiye ile bağlarını güçlendirmelerinde ve ileride Hatay’ın ana vatana tekrar kavuşmasında, Türkiye’nin elinde önemli bir dayanak noktası teşkil etti.

Mustafa Kemal Paşa 15 Mart 1923 tarihinde Adana’ya yaptığı ziyarette kendisini karşılayan Hataylılara “Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz. Günü gelecek siz de kurtulacaksınız” diyerek Hatay konusuna bakış açısını net bir şekilde ortaya koydu.

Lozan Barış Anlaşması’ndan sonra, Türkiye, Hatay meselesini ön plana çıkarmak için iç ve dış sorunların halledilmesini ve Avrupa’da siyasal konjonktürün elverişli bir duruma gelmesini bekledi.

Türkiye, Avrupa’da siyasî konjonktürün elverişli duruma geldiğini görmesiyle, Fransa’nın Suriye’ye bağımsızlık vermeye hazırlandığı 1936 yılında, Hatay konusunu iç ve dış kamuoyunda plânlı bir şekilde gündeme getirdi. Hatay, artık iç ve dış kamuoyunda yürütülen propaganda ile 1936 sonbaharından itibaren Türkiye’nin en önemli davası hâline geldi.

Türkiye, Montreaux’de kazandığı uluslararası hukuk aracılığıyla hak arama ve elde etme tecrübesini Hatay konusunda da çok iyi değerlendirdi. Önce Hatay’a bağımsızlık verilip Suriye’den koparılması, ardından ana vatana katılması şeklinde süregelen iki aşamalı bir strateji izledi.

Atılan yeni adımlara Hatay meselesine toprak isteyerek değil, Suriye’ye tanınacağı gibi Hatay bölgesi için de bağımsızlık isteyerek işe başlandı. Milletler Cemiyeti çerçevesinde varılan uzlaşma neticesinde imzalanan 1937 Antlaşması ile Hatay’ın “ayrı bir varlık” olduğu kabul edildi. Ayrıca Türkiye, Hatay’ın toprak bütünlüğünün teminat altına alınmasında bir anlamda garantör devlet sıfatı elde etti. Bu nedenle 1937 Antlaşmaları, Hatay meselesinin çözümünde önemli bir aşama hakine geldi.

Milletler Cemiyeti çerçevesinde imzalanan antlaşma ile statü ve anayasanın uygulanmasında Fransa’nın çıkardığı güçlüklere karşın, Hatay davasını şahsen yönlendiren Atatürk, Türkiye’nin barışçı ve hukuka saygılı görünümünü bozmadan adım adım yürütmeye özen gösterdi.

Türkiye’yi işgalcilikle suçlayacak herhangi bir davranışta bulunulmaması için büyük çaba sarf edildi. Suriye’nin bağımsızlığı hararetle desteklenerek aynı hakkın Hatay’a verilmesi gerektiğini ısrarla savunuldu. Milletler Cemiyeti’nde ve Fransa ile yürütülen müzakerelerde hukuka saygılı bir tavır sergilendi

Fakat Atatürk, diplomasinin tıkandığı noktalarda askerî kuvvete başvurabileceğini Fransa’ya hissettirdi ve Fransa’nın çıkardığı engeller böylece adım adım aşıldı. Türkiye’nin kararlı tavrı ve Avrupa konjonktüründeki hızlı değişimler, Fransa’yı Türk haklarını teslime mecbur bıraktı.

Türkiye, sonuçta Milletler Cemiyeti’ni devreden çıkardı ve Fransa’yı ikili müzakerelere zorlayarak 1938 Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma ile ordusunu Hatay’a sokan Türkiye, bir anlamda davanın esası demek olan seçimlerin istediği şekilde sonuçlanmasını sağladı.

Bu bakımdan Türk ordusunun 1938 tarihinde Hatay’a girişi nihaî çözüme ulaşılmasında temel bir rol oynadı. Türkiye, diplomatik yoldan Hatay konusunda aldığı mesafeye paralel olarak hem Türkiye’de hem de Hatay’da yürüttüğü çalışmalar ile davayı içten kazanma yoluna girdi.

Bu faaliyetlerde Türkiye ile koordineli bir şekilde Hatay Türkleri teşkilâtlandırıldı, Türkiye’den gönderilen memur ve diğer Hatay doğumlular ile Türkler güçlendirildi; seçimlerde yapılan organizasyonla Fransa ile Suriye’nin oyunları bozularak ve diğer unsurların da bir kısmı kazanılarak seçimlerde gerekli çoğunluk elde edildi.

Bu sayede Hatay meselesinin başından itibaren savunulan, “Hatay’ın büyük çoğunluğu Türktür” tezi hukuken tescil edilmiş oldu. Sonuçta 2 Eylül 1938 tarihinde bağımsız Hatay Devleti kuruldu. Tayfur Sökmen Cumhurbaşkanı, Abdurrahman Melek’in Başbakan oldu.

Aslında Hatay Devleti’nin kurulmasıyla Türkiye açısından sorun büyük oranda çözülmüş oldu. Çünkü böyle bir devlet nasıl olsa Türkiye ile sıkı iş birliği içinde geleceğini kararlaştıracak, bu karar da ana vatana bağlanmak olacaktı.

Hatay Devleti’nin kurulmasının ardından yapılan düzenlemelerle Fransa ve Suriye’nin etkisinden kurtulan Hatay, Türkiye ile bütünleşmenin eşiğine geldi. Avrupa konjonktüründeki hızlı değişmelerle aynı doğrultuda Türkiye’nin şartlarını kabul eden Fransa ile 23 Haziran 1939 tarihinde Hatay’ın Türkiye’ye bırakılmasına ilişkin anlaşma imzalandı, aynı gün Hatay Meclisi Türkiye’ye ilhak kararı aldı.

7 Temmuz 1939 tarihinde çıkarılan “Hatay Vilayeti Kurulmasına Dair Kanun” ile merkezi Antakya olmak üzere Hatay vilayeti kuruldu.